Konudaki sayfalar:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28] >
Off topic: UYARI: Dikkat Scam
Konuyu gönderen: Adnan Özdemir

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"İntihara götüren baskı: Niçin dar eşofman giyiyorsun?" Aug 13, 2016

--Alıntı--

İHA 13 Ağustos 2016 - 11:17Son Güncelleme : 13 Ağustos 2016 - 11:22

FETÖ'nün baskıları yüzünden, ancak 1 günlük albaylık yapabilen ve emekli olmak zorunda kalan Sebati Ataman, intihar eden Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu'nun ölmeden önce yaşadıklarını kendisi ile paylaştığını söyledi. Ataman, "Nazlıgül Üsteğmen bilinçli olarak intihara sürüklendi" dedi.

1993 yılında Silahlı Kuvvetler’de göreve başlayan, Erciyes Kış Eğitim Merkezi Komutanı görevinde iken, 2012 yılının Nisan ayından itibaren çeşitli mobbing yöntemleri ile iki kez sorguya alınan ve en sonunda baskılara dayanamayıp, 2013 yılının Ağustos ayında, albay rütbesini aldığı gün emeklilik dilekçesini veren 1 günlük Albay Sebati Ataman, intihar eden Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu’nun, ölmeden önce yaşadıklarını kendisi ile paylaştığını söyledi. 2012 yılı Nisan ayında başlayan haksız sorgulamaların ardından, Ağustos ayında 12. Ana Ulaştırma Hava Üs Komutanlığı’na, Birlik Eğitim Merkezi Şube Müdürü olarak atandığını ve pasif göreve çekildiğini dile getiren Sebati Ataman, Komutanlığın başında o dönem Tuğgeneral olan ve 15 Temmuz’dan sonra Dubai’ye kaçarken yakalanan Cahit Bakır’ın olduğunu ifade etti.

İntihara götüren baskı: Niçin dar eşofman giyiyorsun?

'NİÇİN DAR EŞOFMAN GİYİYORSUN'

Pasif göreve çekildikten sonraki süreçte, Ekim ayında, bulunduğu birime eğitime gelen Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu’nun kendisini ziyaret ettiğini söyleyen Sebati Ataman, o gün yaşananları şöyle anlattı:“Odamda iken kapım çalındı, Nazlıgül Üsteğmen odama girdi. O güne kadar da tanımadığım bir kişidir. Tedirgin bir şekilde, ‘İçeri girebilir miyim?’ dedi. Buyur ettim. ‘Sizin de başınıza benzer şeyler gelmiş, bir şey paylaşabilir miyim?’ dedi. Kendisini ilk sorguya Şubat 2012’de çağırdıklarını söyledi ve kendisine yapılan zulümleri anlatmaya başladı. Niçin dar eşofman giyiyorsun, niçin lojmanda dar eşofmanla spor yapıyorsun, neden eşinden ayrıldın? O çocuğa her türlü baskı yapıldı, okulda milli güvenlik öğretmenliği yapmaya gidiyor, orada öğretmen bir beyefendi eşi ile birlikte bunu annesiyle yemeğe çağırıyor, ‘Sen niye onlara yemeğe gittin, o öğretmenle ilişkin mi var’, İzmir’e kursa gittiğinde bir yüzbaşı ile tanışıyor, ki gayet doğaldır, ‘Onunla ne yaptın, İzmir’de nereye gittiniz, ne yaptınız?’ gibi ifadelerle kıza sürekli mobbing uygulamışlar. İnanılmaz stresli, sıkıntılı ve benimle aynı şekilde depresyonda olduğunu gördüm. Ailesinin bunu bilip bilmediğini sordum. Annesinin yanında kaldığını ve hiçbir şey anlatmadığını söyledi. Ben de telkin olarak, ne olursa olsun yaşadıklarını annesiyle paylaşmasını söyledim. Bir şey olmaz, korkma gibi telkinlerde bulundum. Ben kendim korkuyorum ama ona orada güç vermeye çalışıyorum, ne de olsa büyüğüyüm? Hatta doktora gitmesini önerdim. Anlattığı şeyler inanılmaz derecede iğrenç, tamamen özel hayata ilişkindi.”

'KANIM DONDU'

Aradan 20 gün geçtikten sonra Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu’nu brifing salonunda tekrar gördüğünü, ertesi gün de, üstteki toplantı esnasında, intihar haberini aldıklarını dile getiren Sebati Ataman, “Salı sabahıydı, üstte toplantıları Salı sabahları komutanın odasında yapardık. Hiç unutmuyorum, kapı vuruldu, emir astsubayı içeri girdi. İkmal’de çalışan Mehmet Yüzbaşı’nın çok acil bir şey söyleyeceğini ifade etti. Mehmet Yüzbaşı son derece korkmuş bir yüz ifadesiyle içeri girdi ve Nazlıgül Üsteğmen’in intihar haberini verdi. O zamanki 12. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanı Tuğgeneral Cahit Bakır, gayet soğukkanlı biçimde, İkmal Komutanı ve Personel Şube Müdürüne, ‘Çıkın ilgilenin’ dedi ve toplantıya devam etti. Sonra da, ‘Yapmamalıydı, hata yapmış, Allah taksiratını affetsin, çok da günahı vardı’ dedi, ki benim kanım dondu” diye konuştu.

'İNTİHARA SÜRÜKLEDİLER'

İntihar olayından bir gün önce, Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu’na Hava Kuvvetleri ile ilişiğinin kesildiği ve silahını teslim etmesi bilgisinin usulüne uygun olmayan biçimde verildiğine dikkat çeken Sebati Ataman, Üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu’nun bilinçli bir şekilde intihara sürüklendiğini ileri sürdü. Sebati Ataman, sözlerini şöyle tamamladı: “Sabahleyin evden gidişi de enteresandır. Annesine, bankaya gidip işlerini halledeceğini ve silahını teslim edeceğini söylüyor, sonra da intihar ediyor. Yastığının altında bile Kuran-ı Kerim bulundu bu kızın. Nazlıgül Üsteğmen’i intiharından önceki Pazartesi günü saat 16.00’da, ki genelde bu saatte çağırırlar, Silahlı Kuvvetler’den ilişiği kesildiğine dair mesaj gelir. O günde Nazlıgül Üsteğmen nöbetçi. Personel Şube Müdürü kendisini çağırıyor ve nöbet için yerine başka birinin bulunduğunu, Hava Kuvvetleri’nden ilişiğinin kesildiğini, ertesi gün de silahını teslim etmesi gerektiğini söylüyor. Ben de bir personel subayıydım, böyle bir durumda bu ona çok farklı bir şekilde söylenmeliydi; devre arkadaşları çağrılmalıydı, onlara durum önceden söylenmeli ve onun yanına refakatçi verilmeli, evine gidilmeli, refakatla gidenler o silahı almalıydı. Bu çocuğu intihara sürüklediler? O dönemde oluşturulan komisyonun başında Korgeneral Mustafa Özsoy ve Komutan Cahit Bakır’ın olduğunu biliyoruz ve bunlar bugün içeri alındı. Bu çocuk çok yalnız kaldı. Ne kadar naçar ki, beni hiç tanımıyor ve benim de aynı olayları yaşadığımı bildiği için, kapımı çalıp yaşadıklarını anlatıyor. Çünkü artık kimse kendisiyle konuşmuyor, çünkü herkes acaba konuşursa beni de onunla birlikte suçlarlar mı diye korkuyor. Nazlıgül Üsteğmen bilinçli olarak intihara sürüklendi.”

Kayseri 12. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığında üsteğmen olarak görev yapan Nazlıgül Daştanoğlu, 7 Kasım 2012 tarihinde, silahını teslim etmeye gideceği gün Melikgazi ilçesi Beştepeler Mesire Alanında, aracını bir yolun kenarına çekerek, teslim edeceği silahıyla kendini kalbinden vurarak canına kıymıştı.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/intihara-goturen-baski-nicin-dar-esofman-giyiyorsun-40192040

[Edited at 2016-08-13 09:33 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"Son dakika haberi: Fetullah Gülen darbenin tarihini vermiş!" Aug 13, 2016

--Alıntı--

Hürriyet Haber 13 Ağustos 2016 - 08:31 Son Güncelleme : 13 Ağustos 2016 - 12:48

FETÖ soruşturmasından son dakika haberleri gelmeye devam ediyor. FETÖ lideri firari Fetullah Gülen’in 1980 12 Eylül darbesi öncesi kullandığı skandal sözler iddianameye girdi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcıvekili tarafından hazırlanan iddianamede Gülen'in 12 Eylül Darbesi'nden 2 ay önce gerçekleştirdiği bir konuşmasındaki şu ifadeler yer aldı: "Huruç harekatı başlatıldı. Ancak bu harekat 35-40 sene sonra uygulamaya konulabilecektir. Bugünkü ortamda bu mümkün değildir."

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcıvekili Ömer Faruk Aydıner tarafından, FETÖ/PDY'nin 17 Aralık soruşturmasında usulsüzlük yapmasına ilişkin, eski savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen iddianame hazırlandı. İddianamede FETÖ'nün ilk yapılanmasının temellerinin atıldığı ilk yıllardan itibaren örgüt lideri Fetullah Gülen'in katıldığı sohbetlerde dile getirdiği söylemler ayrıntılı olarak ele alındı.

'HURUÇ HAREKATI BAŞLIYOR'
İddianamede Gülen'in sohbetlerinden en dikkat çekeni 1980 darbesinden aylar önce sarf ettiği sözler oldu. Gülen'in 1980 darbesi öncesi 'Huruç Harekatı başlıyor' ifadeleri dikkat çekerken, bu harekatın 35-40 sene sonra başarılı olacağını ifade ediyor. Kelime anlamı var olan otoriteyi sarsmak anlamına da gelen 'Huruç' için Gülen'in işaret ettiği tarihler ise tam olarak günümüzde yaşadığımız tarihe tekabül ediyor. Gülen'in bu ifadeleri, örgütün devleti ele geçirme planını işleme koyan örgüt üyelerinin yıllarca yetişmesini beklediğini ortaya çıkardı. Tüm kesimlerin zarar gördüğü 80 darbesinden Gülen'in o zamanki ifadeleriyle darbenin Gülen örgütünün önünü açtığı gerçeği ve güçlenerek çıktığı gün yüzüne çıkıyor.

12 EYLÜL'DEN ÖNCE HAREKETE GEÇTİ
Nisan 1980 yılında İzmir'de yaptığı konuşmada Gülen, 'Birkaç gün içinde 'Huruç Harekatı' başlatılacaktır. Bu harekat için hemen her ilde liderler tespit edildi' ifadelerini kullandı. Gülen'in 12 Eylül Darbesi'nden 2 ay önce gerçekleştirdiği bir konuşmasında ise şu ifadeler yer aldı: “Huruç harekatı başlatıldı. Ancak bu harekat 35-40 sene sonra uygulamaya konulabilecektir. Bugünkü ortamda bu mümkün değildir.


'ÖĞRENCİLER MEYVE VERECEK'
Huruç Harekâtı'nın başarılı olabilmesi için bütün ülkede, orta ve yükseköğrenim gören öğrenciler için yurt binalarının açılması, yurtlarda eğitilen öğrencilerin meyvelerini vermesi, kendi fikirlerimiz doğrultusunda çeşitli kitap ve dergilerin basımının gerçekleştirilmesi, özellikle Türkiye'deki öğretmenlerin büyük bir bölümünün kendi yönümüzde faaliyet göstermesi gerekmektedir” ifadeleri yer aldı. Arapça kökenli bir ifade olan Huruç, çıkış yapma ve göç anlamına geldiği gibi, var olan otoriteyi sarsmak ve devleti işlevsiz bırakmak olarak da ifade edilebiliyor. Huruç harekatı ifadesi ise tarihte 1854 yılında Rus Ordusu ile Osmanlı Ordusu arasında 'Silistre Kuşatması' olarak bilinen savaşta geçiyor. 41 gün boyunca Silistre'nin kuşatılması sonucunda Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Lütfi Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 'Huruç harekatı' ile Rus Ordusu'nun geri çekilmesini sağladı.

O HOCALAR ÖRGÜT İMAMI OLARAK DÖNDÜ

FETÖ bilindiği gibi gerek askeri gerek emniyet gerekse devletteki üyelerine talimatları üniversite, lise gibi yerlerde görev yapan öğretim görevlileri aracılığıyla yürüttü. Gülen'in 90'lı yıllarda yaptığı konuşmada örgütün eğitim kademesindeki üyelerine yönelik ne kadar umutvari bir bekleyiş içerisinde olduğu da gün yüzüne çıktı. Gülen, “Yurt dışında her yerde kariyer yapan arkadaşlarımız besleniyorlar. Ve bu arkadaşlar bizim hedeflerimize göre gelecekte o dünyalardaki üniversitelerdeki bizim tebliğcilerimiz olacaklar. Türkiye'ye döndükleri zaman da burada el üstünde üniversitelerdeki 'Hocalarım' olacaklar “ ifadelerini kullandı.

TAKTİK VE STRATEJİSİNİ İNSANLARA ANLATTI
İddianamede Gülen'in bu sözlerinin taktik ve strateji içeren sözler olduğuna dikkat çekilerek, “Pennsylvania örgütünün strateji ve hedeflerini özetleyen bu ifadeler; fetvalarla “Tedbir ve İstihbarat”, “Maarif ve Şirket” ilkesine göre yetiştirilen örgüt mensuplarının, amaçlarına giden yolda düşman olarak gördükleri diğerlerini de etkisiz kılarak devlet içinde etkin bir duruma gelmeleri hedefini göstermektedir” şeklinde yorumlandı.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gulen-darbenin-tarihini-vermis-40191879

[Edited at 2016-08-13 10:13 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"İşte Akıncı Üssü İmamı'nın Fethullah Gülen'le görüntüsü" Aug 13, 2016

--Alıntı--

ODA TV 13.08.2016 10:06

15 Temmuz Cemaat darbesinde Akıncı Üssü'nde yakalanan ancak kısa sürede serbest kalarak kayıplara karışan Adil Öksüz'ün Fethullah Gülen'le görüntüsü çıktı.

15 Temmuz darbesinde "Akıncı Üssü İmamı" olarak görev yaptığı iddiasıyla aranan Öksüz'ün Pensilvanya'daki görüntüsü ortaya çıktı. Pensilvanya'da Gülen'in dizinin dibinde görülen Öksüz'ün görüntülerini Cemaat'in firardaki ismi Tuncay Opçin'in hesabından paylaşıldı. "Hava Kuvvetleri İmamımız havalanıp uçtu. Mehdi hazretlerinin dizinin dibine kondu." notuyla paylaşılan görüntüde Öksüz, yerde iki çocukla birlikte görülüyor. Çocuklar Gülen'e şiir okuyor.

İşte o görüntüler:

Görüntünün eski bir tarihten mi yeni mi olduğu ise bilinmiyor. Firardaki Cemaatçi isim Emrullah Uslu ise Opçin'in hesabının ele geçirilerek görüntünün paylaşıldığını iddia etti.

Kaynak: http://odatv.com/iste-akinci-ussu-imaminin-fethullah-gulenle-goruntusu-1308161200.html



[Edited at 2016-08-13 10:50 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"Akıncı İmamı Adil Öksüz’ü sorgulayan savcı konuştu" Aug 13, 2016

--Alıntı--

13 Ağustos 2016

Akıncı Üssü'nde gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Cemaat'in "hava kuvvetleri imamı" olduğu ileri sürülen Adil Öksüz’ü sorgulayan Savcı Cihan Ergün konuştu.

Savcı, “Sorgu bittikten sonra farklı bir soru sordum. Kendi avukatı vardı. Avukatı da ‘böyle soru niye soruyorsunuz?’ dedi. Aday arkadaşlarımızdan bir ya da iki kişi daha vardı. Ben soruyu sorunca o zaten düştü” dedi.

Cemaat’in 15 Temmuz darbe girişiminde Akıncı Üssü’nde yakalanan Adil Öksüz, mahkeme tarafından delil yetersizliğinden 21 dakikada serbest bırakılmıştı. Salıverildikten sonra 20-25 gündür güvenlik güçleri tarafından her yerde aranan Adil Öksüz’ün ifadesini alan ve tutuklanmasını talep eden Ankara Batı Adliyesi (Sincan) Cumhuriyet Savcısı Cihan Ergün, Vahdet gazetesinden Muhammet Erdoğan’a konuştu. İşte Savcı Ergün’ün anlattıkları:

ARSA NEREDE? YOK...

“Adil Öksüz bana hiçbir şey anlatmadı. Olayla ilgili hiçbir şey anlatmadı. Oraya gelmediğini, hiç kimseyi tanımadığını söyledi. Bizim tabi birçok soru yöntemimiz var. ‘Sen hiç böyle bir örgüt duydun mu? Darbeye kalkıştılar sen oradaymışsın, bulunmamanız gereken bir yerde sivil bir vatandaş olarak neden bulundunuz?’ şeklinde sorular yönelttik. Verdiği cevapların hepsi darbe ya da darbe taraftarları ile hiç ilgisi olmayan, kendince algı yanıltmaya çalışan cevaplar verdi. Bu tür hiç alakası olmayan şeyler söyledi. Arsa almaya geliyorsanız pazarlık yaptığınız birinin olması lazım. Birbirinizin telefonu olması lazım. Arsa alacağınız kişinin telefonu var mı? Yok. Soyadı nedir? O da yok. Arsa nerede? O da yok. Kim buluşturacaktı? Bilmiyorum. Evini biliyor musun? Hayır. Bu gibi cevaplar. Vaziyet o ki; doğru bir şey söylemiyorsunuz ama bulunmamanız gereken bir saatte orada bulunuyorsunuz. Darbe girişiminin hemen sabahı (16 Temmuz Cumartesi) saat 09.00’da taksi ile geldiğini söylüyor. 09.00’da taksi ile gelirseniz orada o zaman bombalar patlıyor. Uçaklar havalanıyor. Başka yerden gelen uçaklar pisti bombalıyor. Siz gayet rahat orada dolaşıyorsunuz ve 1 saat sonra yakalanıyorsunuz.”

HER ŞEYİ İNKAR ETTİ

“Sorgu bitmek üzereydi. Hiçbir şey söylemiyor. Her şeyi inkar ediyor. FETÖ örgütünü tanımadığını, FETÖ elebaşısına küfürler ediyor. Lanetler yağdırıyor. Sorgu bittikten sonra farklı bir soru sordum. Kendi avukatı vardı. Avukatı da ‘böyle soru niye soruyorsunuz?’ dedi. Aday arkadaşlarımızdan bir ya da iki kişi daha vardı. Ben soruyu sorunca o zaten düştü. Ben dedim ki, bu cevap bana yeter, hoca dediğiniz adamınız da bu cevabı veriyordu zaten. Dışarı çıkarttık. Biz tutuklama için yazdık, gönderdik. Ama davaya bakan hakim arkadaş tarafından serbest bırakılmış. Ardından tutuklanmadığı için itiraz ettik. Adil Öksüz’ün FETÖ örgütü içinde böyle biri olduğunu bilmiyordum. Ancak o bahsettiğim soruyu sorup o cevabı alınca bu da bunlardan dedim. Ancak olayın neresinde onu da bilmiyordum.”

DARBEYİ BAŞKA AKILLAR PLANLAMIŞ

“Karşımızda şöyle bir örgüt var. CIA ve MOSSAD patentli bir örgüt. FETÖ terör örgütünün elebaşısı bu tür stratejiyi bilecek dehaya sahip bir insan değil. Dinsel dört tane kavram bilip birkaç tane dinsel felsefe bilgisi ile bunlar yapılamaz. Mutlak suretle üst akıl lazım. Hatta bir dolarla mesajlaşıp şifreleşmeyi bile Amerikan filmlerini izleyenler bilir CIA bunları kullanır. Ancak bir doların bir özelliği daha var. Üzerinde İsrail arması taşıyan tek paradır. Bu nedenle bir dolar kullanılmış. İcra tarzına baktığınızda da görüyoruz ki İsrail ve MOSSAD icrasıdır. Kendi vatandaşını bombalayan kendi vatandaşını ikinci sınıf statüde sayan sadece İsrail var. Aynı şekilde bizim uçaklarımız bizim vatandaşımızı bombalıyor. Ve bilmemekle de dalga geçiyorlar. Ucu yurt dışına giden başka akıllar tarafından planlanıp düzenlenen bir yazılım. Şunu da ekleyeyim; darbe dün evvelki gün çalışılıp da 15’inde icra edilmiş bir darbe değil. Aylar öncesinden darbe planlaması yapılmış.”

Kaynak: http://odatv.com/akinci-imami-adil-oksuzu-sorgulayan-savci-konustu-1308161200.html


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Avrupa'ya eleştiri!" Aug 13, 2016

--Alıntı--

Giriş Tarihi: 13.8.2016 01:51 Güncelleme Tarihi: 13.8.2016 13:33


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Vize muafiyeti ve geri kabul çok önemli, süreç işliyor. Maalesef bu bağlamda Avrupa verdiği sözü yerine getirmedi. Eş zamanlı olarak biz de adım atmak istiyoruz. Oldu oldu, olmadı kusura bakmasınlar biz geri kabulü yapmayız." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alman RTL kanalına yaptığı açıklamada, FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe girişimi ve AB'nin tutumu, vize muafiyeti ve Alman yargısı hakkında değerlendirmelerde bulundu.

''GERİ KABULÜ YAPMAYIZ''

Erdoğan, Avrupa'nın verilen sözler noktasında taahhütlerini tutmadığı eleştirisinde bulunarak, ''Vize muafiyeti ve geri kabul çok önemli, süreç işliyor. Maalesef bu bağlamda Avrupa verdiği sözü yerine getirmedi. Eş zamanlı olarak biz de adım atmak istiyoruz. Oldu oldu, olmadı kusura bakmasınlar biz geri kabulü yapmayız.'' diye konuştu.

Erdoğan'dan AB'ye vize resti!

''YETERİNCE DESTEK VERİLMEDİ''

Avrupa'ya, darbe teşebbüsüyle Türk demokrasisine yapılan saldırıya karşı Türkiye'ye yeterince destek vermediği eleştirisini de yönelten Erdoğan, ''15 Temmuz gecesi darbe teşebbüsü oldu. 18 Temmuz'da ise Almanya Başbakanı Merkel aradı. 'Yaşananların bizi endişeye sevk etmeyecek şekilde olması' mealinde bir ifadede bulundu. Tabii bunlar bizi üzüyor. İntikam hırsıyla bir şey yapmıyoruz.'' diye konuştu.

Darbe girişimine karşı Avrupa'nın yanlarında olmasını beklediklerini dile getiren Erdoğan, Paris'te teröre karşı bir araya gelen Avrupalılardan, aynı şeyi Türkiye için beklediklerini, Avrupa ülkelerinin en azından birer temsilci gönderebilmeleri gerektiğini ancak bunun yapılmadığını vurguladı.

''BUNUN BÖYLE OLMASINDAN ÜZÜLÜYORUZ''

FETÖ'nün darbe girişimi nedeniyle 240 vatandaşın hayatını kaybettiğine, 2 binin üzerinde vatandaşın da yaralandığına dikkati çeken Erdoğan, "Türk demokrasisine yapılan bu saldırının ardından sadece Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, bir Avrupa bakanı ve Katar Dışişleri Bakanı geldi. Bunun böyle olmasından üzülüyoruz.'' ifadesini kullandı.

''GELİRSE ONAYLARIM''

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İdam cezasının tekrar gelip gelmeyeceği" sorusuna da, ''Yenikapı'da geçen pazar günü mitinge yaklaşık 5 milyon insan katıldı ve hepsi 'idam, idam, idam isteriz' dedi. Parlamentodan çıkarsa ben onay makamıyım, bana gelir, ben de onaylarım.'' yanıtını verdi.

Erdoğan, bir başka soru üzerine de, Türk halkının kendisine her seçimde diğerine göre daha fazla oy verdiğine işaret ederek, ''Yüzde 52 oy alan birisi olarak nasıl oluyor da ben kutuplaştırıcı oluyorum.'' değerlendirmesinde bulundu.

''SAYGI DUYMUYORUM''

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya'nın Köln kentinde iki hafta önce gerçekleştirilen Darbe Karşıtı Miting'e telekonferansla bağlanmasına Almanya Anayasa Mahkemesinin izin vermemesini de eleştirerek, ''Ben Alman yargısına bu noktada saygı duymuyorum.'' dedi.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/08/13/cumhurbaskani-erdogandan-avrupaya-elestiri




=======================

ADO_YORUM: Bu Avrupa Birliği değil mi kaç 10 yıllardır bizi AB kapısında oyalayan. Adamlar bizi iyice aptal sanıyorlar. İngiltere (UK) nasıl AB'den çıktı? Biz de hiç girmeyiz olur biter.

AB üyelerinde birazcık akıl olsa BULGARİSTANDAN-ROMANYADAN-BALTIK ÜLKELERİNDEN dahi alt düzeyde bir ülke muamelesi yapmazlardı TÜRKİYE'ye !!!

Nüfusumuz 80 milyona yakın. Tarihsel korku da var Avrupalılarda. Ortadoğuya da komşu olmak istemiyor AB bizi üyelendirerek AB'ye. Hoşş zaten 1960'lı yıllardan beri AB üyesiyiz. Hatırlayın kaç milyon Türk yaşıyor oralarda.

Bundan sonra dik durulmalı ve hem ABD hem de AB'ye karşı Türkiye'nin hak ve çıkarları çekinmeden savunulmalıdır. NATO konusunda ise; onlar bizden korksun NATO'dan çıkarlar Türkler diye. Nato -Mato ayaklarına Türk ordusundaki ulusal unsurlar temizlenerek hain FETÖ'ye teslim edilmedi mi en önemli yerler. Nato'ya eğitime-seminere gidiyoruz diyen subayların büyük bölümü vatan haini ve CIA ajanı çıktı.

ONURSUZCA AB ÖNÜNDE BEKLEMEK YERİNE; ÖZGÜVENLİ BİR TÜRKİYE ENGEL TANIMAYACAKTIR ! EZBERLERİMİZİ ENİNDE SONUNDA BOZACAĞIZ/BOZMALIYIZ ! TEK BİR YERE YÖNELMİŞ BİR ÜLKE GÖRÜNTÜSÜNDEN VAZGEÇİLMELİ, ÇIKARLARIMIZ NEYİ GEREKTİRİYORSA O YÖNDE TÜM DÜNYA ÜLKELERİ İLE İLİŞKİLER GELİŞTİRİLMELİDİR (LATİN AMERİKA ÜLKELERİ DAHİL).
______________________________________

[Edited at 2016-08-13 13:14 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"Ilıcak, Ahmet-Mehmet Altan darbeyi konuşmuş" Aug 13, 2016

--Alıntı--

Sabah gazetesi 13 Ağustos 2016

FETÖ'ye ait kanalda Nazlı Ilıcak, Ahmet ve Mehmet Altan'ın programında 24 saat sonra olacak darbe girişimini konuştuğu ortaya çıktı.

FETÖ'ye ait olan ve darbe girişiminden sonra KHK kararı ile kapatılan Can Erzincan TV'de darbe girişiminden bir gün önce yapılan programda 'darbe olacağı' açık açık söylenmiş.

TV'DE DARBEYİ SÖYLEMİŞLER
Sosyal medyada yayılan yayın kaydında Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan ve Mehmet Altan'ın söz konusu programında "Erdoğan'ın darbeye giden yolları birer birer geçtiği" konuşuluyor.
Ortaya çıkan diyaloglarda Mehmet Altan, "Türkiye devletinin içinde de muhtemelen bütün bu gelişmeleri dış dünyadan daha fazla belgeleyen izleyen bir başka yapı var. Yani onun ne zaman torbadan yüzünü çıkaracağı, nasıl çıkacağı da belli değil" diyor.

"ERDOĞAN DARBEYE GİDEN YOLDA"
Ahmet Altan da bunu destekleyerek, "Öyle bir anlatıyorlar ki Erdoğan sanki ömrü boyunca burada kalacak. 50 tane AKP'li milletvekili biz Akşener'le parti kuruyoruz dese bütün sistem sarsılıyor. Bu adam sağlam bir zeminde durmuyor. Her an her şeyin değişebileceği ve değiştiğinde bunu çok ciddi hukukla ilgili bir problemin ortasında bırakacak bir ortamda yaşıyor. Türkiye'de gerçekleşmiş askeri darbelerin önünü açan gelişmeler her ne ise Erdoğan bugün aynı kararları vererek teker teker o yolları açıyor" ifadelerini kullanıyor.

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/webtv/turkiye/ilicak-ahmet-mehmet-altan-darbeyi-konusmus


========================
ADO_YORUM: Herifler ne pilanlar yapmışlar be ağbii ; Ahmet Mehmet Nazlı toplanın da kurtaramancı oynayınnnn. Ülke dombililere kalacak sandınız değil mi davşanlarrr

[Edited at 2016-08-13 15:45 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"Cemaat'teki kozmik kadınların görevi neydi?" Aug 14, 2016

--Alıntı--

Gülden AYDIN 13 Ağustos 2016 - 14:18Son Güncelleme : 14 Ağustos 2016 - 02:00
Hürriyet gazetesi


15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ’nün devletin içindeki devasa yapılanması ortaya çıktı. Emniyette, yargıda, TSK’da örgütlenen, tümgenerali, polis şefi, Yargıtay üyesi, valisi binlerce dişliden bir mekanizma kuran FETÖ’nün sırları yavaş yavaş aydınlanıyor. Ama halen karanlıkta kalanlar var: En başta da Cemaat’in kadınları... Binlerce üyesi olan FETÖ’nün kadın yapılanmasının kurulduğu 1967’den bugüne Cemaat’in kadınları hangi evrelerden geçti, örgüt hiyerarşisinde nasıl ve nereye kadar yükseldi, nasıl ve niçin evlendi? Peki en üst halkadaki ‘kozmik kadınlar’ kim?

Cemaat’in kadınlarını, bu yapının işleyişine hâkim isimlerle ve bu kadınların kendileriyle konuştuk. Görüştüğüm isimlerden biri, Cemaat’le bağlarını 17-25 Aralık sonrası koparan, bir dönem Zaman Gazetesi yayın yönetmenliği, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı başkanlığı ve Zaman’daki köşesinde Fethullah Gülen’in sözcülüğünü yapan Hüseyin Gülerce’ydi. Görüşlerine başvurduğum bir başka kişiyse, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Keleş. 1998’de Cemaat’ten ayrılana kadar, Keleş, bu yapıda önemli rol oynayan bir isim. Bilgisine başvurduğum kadınlara gelelim... İkisi, FETÖ kadınlarının organizasyonunda en dışta yer alan ‘dost halkası’ndan. Bu halka, örgüte kabul edilmenin, diğer halkalara terfinin eşiği. Hiçbiri güvenlik kaygılarından dolayı isminin yazılmasını istemedi. En çok şaşırdığımsa görüştüğüm üçüncü kadının anlattıklarıydı. Bu kadın, benim de tanıdığım yöneticisinden bahsediyordu. Bu yönetici, darbe girişiminden dört gün sonra yurtdışına kaçmıştı ama o güne dek en ufak bir mimikle bile kendini ele vermemişti. Konuştuğum kişi de şaşkındı, ben de. Meğer yıllardır o yönetici bir ‘kozmik abla’ imiş ve biz de onunla saatlerce edebiyat üzerine kafa yorup sohbet etmişiz. Bu görüşmelerden çıkan notlarda FETÖ’nün kadınlara bakışını, Cemaat’teki proje evlilikleri ve çocuk yetiştirme usullerini bulacaksınız.


FATİH’İN ANNESİ ÜNİVERSİTE Mİ OKUDU?

FETÖ’nün kurulduğu 1967-1986 arasında, Cemaat’te kadının adı ve yeri yoktu. O dönemde cemaatin kadınları silik ve arka plandaydı. Gülen, kız çocuklarının okutulmasına, hatta imam-hatip liselerine bile gönderilmesine karşıydı. “İstanbul’un fatihinin annesi üniversite mezunu muydu” diyordu.

GÖREV ‘ÇAĞDAŞ SAHABE’ DOĞURMAK

Cemaat’in ilk dönemlerinde kadınların yüzünü, kaşını, elini göstermesi yasaktı. Tüm kadınlar eldiven giyiyordu. Gözleri görünmesin diye peçenin üzerine gözlük takıyordu. Gülen, kadının görevinin, ‘İkinci kutsileri’ yani ‘çağdaş sahabeler’i doğurmak olduğunu söylüyordu (‘Sahabe’ bir İslam terimi. Hz. Muhammet’i görmüş, onunla konuşmuş, arkadaşlık etmiş ve ona inanmış Müslümanlara
verilen isim).

GÜLEN’İN YANINA HİÇBİR KADIN GİREMEZDİ

Kadınlar, doğurduğu ‘sahabeleri’ yetiştiriyor, geri planda duruyor, harem-selamlık toplantılara katılıyordu. Gülen bu dönemde kadınlarla görüşmüyor, konuşmuyor, asla hayatına bir kadının girmesine izin
vermiyordu.

ÜNİVERSİTEYE GİRİN VE BAŞINIZI AÇIN!

Gülen, 1986 sonrası Necmettin Erbakan’ın etrafındaki kadınları görünce kadınların okumasına izin verdi. Bunun üzerine erkek öğrencilerin kaldığı ‘ışık evleri’ gibi Anadolu’dan toplanan kız öğrenciler için de ‘hanım evleri’ açıldı. Öğrenci kızlar önce ilahiyat, 1990’ların başından itibaren de hukuk ve eğitim fakültelerine gönderildiler.

28 Şubat sürecinde Gülen, ‘hanım evlerinde’ ve cemaatin özel şirketlerinde çalışan tüm kadınlara “Başınızı açın” emri verdi. Kamuda çalışan cemaat mensuplarının eşleri, evlerinde de başlarını açtılar. O gün Cemaat’e mensup olan ve emirle başını açan çalışan kadın sayısı 10 binin üzerindeydi.

1998’den sonra yeniden örtünenler oldu ama kritik mevkidekilerin eşleri bir daha örtünmedi. Askeriye, adliye ve emniyette hiçbir üst düzey Cemaatçi, başı örtülü bir kadınla evlenmedi. Emir kesindi. AKP iktidarıyla birlikte kendi isteğiyle örtünenler oldu.

KOZMİK GELİN VE DAMATLAR 20 YILDIR BÖYLE EVLENİYOR


İTİRAZ MÜMKÜN DEĞİL!

FETÖ içindeki bir kadının, kendisine ‘uygun’ görülen erkeğe “Hayır, ben başkasını seviyorum” demesi asla mümkün değil. ‘Hizmet’ ahlakında ‘Hoca’ya rağmen’ itiraz etmek hainlik demek.

20 YILDIR KATALOG EVLİLİK

FETÖ, hızla artan eleman nüfusu karşısında son 20 yıldır evlilikleri katalogdan yapıyor. Kadın ve erkekler için ayrı hazırlanan katalogda, fotoğraf ve meslek bilgileri yer alıyor. Kimin kimle evleneceğini ‘büyük abiler’ belirliyor. Münasip görülen kadını erkeğe, erkeği de kadına katalogdan gösteriyorlar. Sonra görüştürüyorlar. İlk görüştürüldüğüyle evlenen, evlenmeyen olduğu gibi ikinci üçüncü adayla görüştükten sonra evlenenler de oluyor.

EN ZORU KOZMİK SEÇİM

Evlilikleri belirleyen ‘büyük abiler’ için en zoru, kozmik erkeklere kozmik kadın seçmek. Çünkü erkek egemen hiyerarşide kozmik kadın sayısı az. Bu nedenle kozmik erkekleri kontrol altında tutacak Cemaat’e en bağlı ablalar eş seçiliyor ve kozmik kocasından sorumlu tutuluyor. Çünkü kozmik erkeğin ufacık bir hatası, FETÖ’ye büyük zarar verebilir.

KUTSAL HEDİYE, TERLİ GÖMLEK VE FANİLA

Abiler, kadın ve erkeğe “Hocaefendi’nin bilgisiyle geldik. Durumunuzu arz ettik. Sizden fedakârlık bekliyor. İnşallah ahiretinizi de kazanmış oluyorsunuz böylelikle. Belki bazı sıkıntılarınız olacak ama ebedi saadet kazanacaksınız. Hocaefendi size dua ediyor. Hediye olarak da şunu gönderdi” diye geliyor. Cemaat içinde gelin ve damada Gülen’in hediyesi çok önemli. Damat ‘kozmik’ ise bu hediye Gülen’in kullandığı, sırtından çıkardığı ceket ya da gömlek. Damat daha alt kademeden biriyse terinin bulunduğu, yıkanmamış fanila. Örgüt hiyerarşisinde iç halkaya yakınlık durumuna göre kadına başörtüsü, altın yüzük ya da kolye gönderiliyor. Ayrıca Kozmik gelin ve damatlara içinde Gülen’in imzası olan birer saat de gönderiliyor.

FETÖ KADINLARININ TERFİ HALKALARI


FETÖ’de, erkekler gibi kadınları da yeteneklerine göre istihdam eden profesyonel bir mekanizma var. Bir genç kadının hayatıyla ilgili ayrıntılı bilgiler, öğrenciliğinden itibaren, davranışları, ‘fedakârlıkları’ ve çalışmaları, ‘rehberlik’ adı verilen bir sisteme kaydediliyor. Kadına verilecek örgütsel göreve, ‘İstişare Heyeti’ karar veriyor.

FETÖ’nün kadınlarının hiyerarşi mekanizması şöyle işliyor:

BİRİNCİ HALKA: DOSTLAR

Cemaat’in el attığı ve çoğunluğu oluşturan kadınlar, Dost Halkası’nda. Düzenlenen kermeslere katılıyorlar. Kermes onlar için bir nevi ibadet. Dini sohbetlerde Kur’an okuyorlar, burs ücreti toplayıp Cemaat’in kız öğrencileri için ‘Hanım Evi’ açıyorlar. Seçilen kadının himmet derecesi, vereceği bursla ve maddi durumuyla orantılı. Eğer kadın önemli ya da zengin bir erkeğin eşi değilse ya da kermeslere düzenli gelmiyorsa Cemaat onunla ilgilenmiyor.

İKİNCİ HALKA: ÖĞRETMENLER

Dershane, kolej, anaokulu ya da sınıf öğretmeni kadınlar. Bu halkayı oluşturanlar, Cemaat okullarında çalışanlarla doğrudan MEB’e bağlı okullarda çalışanlar olarak iki gruba ayrılıyor.


ÜÇÜNCÜ HALKA: MÜTEVELLİLER

Merkeze daha yakın görevlendirilmeye ‘layık görülenler’ bu halkada. ‘Ablalık’ bu aşamadan itibaren başlıyor. Bu halka kendi içinde iki gruba ayrılıyor.

İl ablaları: Kadın hizmetlerinin bir ‘il ablası’ oluyor. İl ablası, eşiyle birlikte ‘il imamı’yla düzenli görüşüyor. Türkiye erkekler açısından yedi coğrafi bölgeye ayrılmış ancak kadınlarda yedi ayrı bölgeden sorumlu birer abla yok. İller, büyüklüğüne göre birkaç bölgeye ayrılıyor. Mesela İstanbul, dört büyük bölgeye, bu bölgeler de semtlere ayrılıyor.

Ünite mütevellileri: Meslek gruplarına göre yapılan bir ayrım. Doktor, mühendis, öğretmen, ev hanımı, öğretim üyeleri gibi üniteler bunlar.

DÖRDÜNCÜ HALKA: KOZMİK ABLALAR

Sayıları, diğer halkalardaki kadınlardan az. Ablaların FETÖ’nün beynine giden yoldaki son durağı bu halka. Daha fazla yükselemiyorlar. Kozmik halkadaki ablalar, Fethullah Gülen ile doğrudan ilişkili bir ‘Abi’ ile muhatap oluyor. Bu kadınlar, sadece ‘kozmik erkekler’in yani generallerin, HSYK üyelerinin, valilerin, vali yardımcılarının, emniyet müdürlerinin eşleriyle ilgileniyorlar. Bu mevkilerdeki erkeklerin eşleri de ‘kozmik’ statüsünde. Özel olarak seçilmiş, bir nevi proje evlilikler. Bu eş durumundan ‘kozmik’ kadınlar, başı açık, kocasına karşı itaatkâr ama o koca Gülen’e itaatsizlik ederse Gülen’i tutacağından emin olunan insanlar arasından seçiliyor. Bu tür ‘kozmik eşler’le kendisi de kozmik olan ‘ablalar’ ilgileniyor. Her bir kozmik ablanın iki ya da üç kişiden oluşan ünitesi oluyor. Hiçbiri, diğerini bilmiyor, tanımıyor. Kozmik ablalar, kadın hizmetinde çok gizli bilgilere vâkıf ve sistemin hiyerarşik yapısında operasyonel birim olarak yer alıyor.

CEMAAT’İN ÇOCUKLARI


ÇOCUKLARA İSİM KOYMA RİTÜELİ

Baba adayları ya da çocuğu henüz dünyaya gelenler, Pensilvanya’ya müracaat ediyor. Gülen’in sağ kolu ve kasası pozisyonundaki, ‘süper imam’ Cevdet Türkoğlu da doğacak çocuğun cinsiyeti, baba ve annenin isimleri, meslek bilgilerinin yer aldığı bir liste hazırlıyor ve bu listeyi yüksek sesle okuyor. Gülen de bebeğe uygun gördüğü ismi söylüyor. Eğer anne-baba yargı, emniyet ya da TSK mensubu ise Türkoğlu, okuduğu isimden sonra Gülen’e dönerek “Resmî” diyor. Gülen de örgüt mensuplarını ele vermeyecek ‘Tolga, Hakan, Kerem, Irmak, Yasemin’ gibi ‘modern’ isimler söylüyor. Esnaf babaların çocuklarınaysa ‘Muhammet, Furkan, Enes, Büşra’ gibi İslami referanslı isimler koyuyor.


ÇOCUK YAPMAK ERTELENEBİLİR!

FETÖ’de dünyaya getirilecek çocuk sayısı teşvik ediliyor. Ancak anne-babanın örgütsel görevi kritikse, faaliyetlerini engellemesin diye çocuk yapmayı ‘bir süreliğine’ ertelemeleri isteniyor.

REHBER ABLA NE YAPAR?

FETÖ mensubu ebeveyn, yeterli zaman ayırıp ilgilenemediği için çocukları problemli. Örgüt de bu duruma ‘rehber abla’ çözümünü bulmuş. Örgüt için ‘saha’ çalışmasında olan anne-babalar yerine rehber ablalar çocuklarla ilgileniyor.

MÜBAREK BİR ZAT OLACAKSIN!

Çocuklar henüz çok küçükken dini telkinler veriliyor ve bu telkinlerde Fethullah Gülen ön plana çıkarılıyor. Gülen’in video vaazları seyrettiriliyor. “Senin ismini o koydu. Sen mübarek bir zat olacaksın” diyerek seçilmiş ve önemli insan duygusu yerleştiriliyor. Çocuk da ‘Benim özel misyonum var’ düşüncesiyle büyüyor. Çocuklar okul çağına geldiğinde örgütün okullarına gönderiliyor. Özel yetenekleri olanlar seçilip ailelerinden alınıyor; daha iddialı ve daha özel okullara gönderiliyorlar. Üniversitede yönlendirildikleri fakültelerden bilgi birikimi, psikoloji ve örgütsel bağ açısından ‘kalifiye’ eleman olarak mezun oluyorlar.

KATIR SIRTINDA KÖY KÖY IQ TESTİ

FETÖ, sadece kendi çocuklarını değil, ‘başkalarının çocuklarını’ da seçip yetiştirdikten sonra devlet içine sızdırıyor. Bunun ilk adımı olarak Cemaat’in özel görevlileri, rutin aralıklarla Anadolu ve Türk cumhuriyetlerini karış karış hatta katır sırtında dolaşıyor. Yoksul köy çocuklarını IQ testinden geçiriyor, en zekilerini seçip kendi okullarında, evlerinde ücretsiz okutup barındırıyorlar.

4-1’LİK VE 4-4’LÜK ÇOCUKLAR

Anadolu’dan getirilen bu ‘başkalarının çocukları’, ortaokula başladıktan sonra örgütün özel kıskacına alınıyor. Bu çocuklar özelliklerine göre dört
kategoriye ayrılıyor:

4-1’lik: Temas kurulur, ilgilenilir.

4-2’lik: Sohbete, faaliyete çağrılır, Cemaat anlatılır.

4-3’lük: Faaliyete katılır, Hocaefendi’den bahseder, namaza başlar.

4-4’lük: Kendisine güven duyulur, söyleneni yapar, sınıfı ve öğretmeni hakkında bilgi alınır.

FETULLAHÇI ASKER EŞLERİNİN SOSYAL PROFİLLERİ


Darbe girişiminde yer aldıkları gerekçesiyle TSK’dan atılan general ve subayların eşleri nasıl bir profil çiziyor? Eşlerinin mensup olduğu Cemaat’in dünya görüşü doğrultusunda bulundukları sosyal ortamlarda muhafazakâr kimliklerle mi ortaya çıkıyorlar? Yoksa bunun aksi bir kimlik mi çiziyorlar?

Bu soruyu uzun yıllar TSK’da önemli görevlerde bulunmuş, bugün emekli konumda olan bir komutana sorduk:

“Görev yaptığım kuvvette 15 Temmuz’dan sonra Fethullahçı oldukları için ilişiği kesilen subayların çoğunu tanıyorum. Bir bölümünün komutanlığını da yaptım. Eşlerimizle birlikte pek çok sosyal ortamda bulunduk bu subaylarla. Hiçbirinin eşlerinin başı kapalı değildir. Hepsi başı açık ve modern görünümlü kadınlardır. Zaten Cemaatçi subayların çoğu bu tür sosyal ortamlarda alkol de kullanır. Eşleri konusunda söylenebilecek tek şey, belki kendilerini biraz daha geri plana çektikleridir. Örneğin, bir yemekte çiftler nasıl tanıştıklarına dair anılarını anlatıyorlarsa, Cemaatçi çiftlerin bu gibi konulara girdiklerine pek tanık olunmaz.”

FETULLAH GÜLEN’İN KENDİ KALEMİNDEN KADINLARA BAKIŞI


(...) Bugün feministlerin teklif ettikleri kadın hakları, esasen kadını muallâ mevkiinden alıp ayaklar altında hor ve hakîr hale getirmek demektir. Kışın üryan, yazın ise palto ve yünlülere sarılıp sarmalanıp gezmek ne ise, kadını erkekleştirme gayreti de aynı hamakat örneğidir. Kadın yerinde kaldığı müddetçe sultandır, büyüktür ve Kadın Efendidir. Erkek de sınırını aşmadığı sürece, hürmete layık bir azîzdir. Bu şekildeki yerlerini değiştirmek isteyenleri Allah Rasûlü onları lanetler, çünkü fıtratla çatışmaya girmişlerdir. İnsanı meydana getiren uzuvlara yer değiştirterek, kulağı diz kapağına, burnu karnın ortasına veya gözleri ayakların altına yerleştirmek insanı ne hale getirirse kadın ve erkeğe böyle yer değiştirme gayreti de erkek ve kadını o hale getirecektir. Kadın, kadın olduğu, erkek de kendi yerini koruduğu müddetçe güzeldir ve fıtrîdir. Aksine gayretler ise, fıtrat ve tabiata karşı harp ilân etmek gibidir.

Asrın Getirdiği Tereddütler - 3, 1997

Abiler emreder, ablalar susar

İsmail SAYMAZ

Cemaat’e bağlı evlerde kalan genç kızlar baskıyla karşılaşıyordu... Kurallara ve eğitime uymayanlar kovulmakla tehdit ediliyor ve haklarında dedikodu çıkarılıyordu. Örneğin “Erkek arkadaşı var” denilerek ailelerine ihbar ediliyordu. Erkek arkadaş edinmek, internet ve cep telefonu kullanmak yasaktı. Giysilere ve makyaja müdahale ediliyordu.



B. Ç. 2014’te girdiği üniversite sınavında Harran Üniversitesi’ne bağlı Bozova Meslek Yüksek Okulu’nu kazandığı gün, tebrik için arayanlar arasında, o güne dek tanımadığı; tanıdıktan sonraysa hayatını kararttığını düşüneceği ‘Melek’ de vardı. Kendini ‘Melek’ diye tanıtan kadın ona, “Bozova’da evlerimiz var, kalabilirsin” demişti.

B. Ç. tanışmadıkları halde adını bilen ve cep telefonuna ulaşan Melek’in teklifini o an geri çevirdi. Ama Melek o kadar ‘becerikliydi’ ki onu ikna edebilmek için B. Ç’nin ailesine ulaştı. Okul başladıktan sonra gittiği Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde B. Ç’nin direnci kırıldı ve Melek’in teklifini kabul etti.

B. Ç. , kısa sürede Melek’in asıl adının Derya Kuşçu olduğunu öğrendi. Gizlilik amacıyla Melek kod adını kullanan Kuşçu, Gülen Cemaati’nin Bozova’daki kadın sorumlusuydu. Kız öğrencilerin kaldığı dört evi yönetiyor, her eve bir ‘abla’ atıyordu.

ÂŞIK OLMAK YASAK!

B. Ç’nin kaldığı ev, ‘Işıkevi’ adı verilen, Cemaat’in çekirdek hücrelerinden birisiydi. Cemaat, il ve ilçelerde öğrencilerin kalacak yeri olmamasından yararlanarak bu evleri kiralıyor ve masrafını öğrencilerden alıyordu. Evlerde en çok beş öğrenci kalıyordu. Bozova’da erkekler ve kızların kaldığı dörder ev vardı. Erkeklerin evini ‘abiler’, kızlarınkiniyse ‘ablalar’ idare ediyordu. Ev ablaları, Kuşçu gibi ‘ilçe ablaları’na bağlıydı. Kuşçu, Cemaat’in ayrımcı yapılanması gereği ‘ilçe abisi’ne bağlıydı.

Öğrencilerin kimlik bilgileri, üniversitedeki Cemaat üyelerince yasadışı şekilde elde ediliyor ve ‘abla’ya verilerek, gençlerle temas kurması sağlanıyordu. Evde kalacaklar, eğitimler yoluyla Cemaat’e devşiriliyordu. Ev ablası, her akşam yatsı namazından sonra ‘tesbihat’ yaptırıyor; bir saat boyunca Fethullah Gülen’in videolarını izlettiriyor, kitaplarını okutuyordu. Her hafta bir evde ‘gündem değerlendirmeleri’ gerçekleştiriliyordu. Aynı şekilde, haftada bir Şanlıurfa’daki bir başka adreste toplantılar yapılıyordu. Kurallara ve eğitime uymayanlar kovulmakla tehdit ediliyor ve haklarında dedikodu çıkarılıyordu. Örneğin “Erkek arkadaşı var” denilerek ailelerine ihbar ediliyordu. Erkek arkadaş edinmek, internet ve cep telefonu kullanmak yasaktı. Giysilere ve makyaja müdahale ediliyordu.

B. Ç. eve adım attıktan sonra, baba evinde bile karşılaşmadığı baskıya tanık oldu. Örneğin bir ev arkadaşı, okuldaki bir erkek öğrencinin bilgisayarını alınca “Erkeklerle geziyor” diye ailesine haber ulaştırıldı. Sonunda, aynı evde kalan B. Ç. ve iki arkadaşı, bu baskılardan bıkarak bir başka arkadaşlarının evine taşındı. Ancak Cemaat yakalarını bırakmadı. Geç saatte kapıları ve camları tekmelendi. “Okulu kerhaneye çevirdi namussuzlar” diye hakarete uğradılar. Öğrenciler korktuklar için şikâyette bulunamadı.

EVLİLİK KATALOĞU

Üniversite bitirenler, ‘mezuncu abi veya ablaya’ yönlendiriliyordu. Bu kişiler, mezun olunan okul, KPSS ve ALES puanları gibi bilgileri alarak, uygun gördükleri devlet kurumlarına, iki alternatif belirleyerek yerleştiriyordu. İş bulunduktan sonra evliliklere Cemaat karar veriyordu. Ancak ‘abi’ ya da ‘abla’ların önereceği ve onay vereceği kişilerle evlenilebilirdi. Cemaat üyesi bekâr kişilerin fotoğraflarının bulunduğu bir katalog, eş adaylarına gösterilerek, tercih yapması sağlanıyordu. Bazen kız öğrenciler, örgüte katılması istenen erkeklerle bilinçli şekilde nikâhlandırılıyordu. Boşanma da yine ancak Cemaat’in onayıyla mümkündü.

POLİSLERİN ABLASI

Cemaat aracılığıyla polis Ö. A. ile tanışan E. Y. A’nın hikâyesine bakalım. Evlenen çift, Kırklareli’ne yerleşti. Eşi aracılığıyla sohbetlere gitti. 2012’de Van’a gittiklerinde, E. Y. A’ya ‘ablalık’ verildi ve 7-12 kişilik bir gruptan sorumlu tutuldu. E. Y. A, bağış ve himmet topladı. Gülen’in ‘Pırlanta’ adlı kitabını zorla sattı. Bu kitaptan sorular hazırlayarak, sınavlar düzenledi. Birinciye umre gezisi, ikinci ve üçüncüye cep telefonu verildi.

Hükümetin Bank Asya’ya el koyması sonrası E. Y. A’nın polis eşi, aracını satıp bankaya yatırmak istedi. E. Y. A. şiddetle karşı çıktı. Fakat kimi karı-koca polisler bu uğurda evlerini satmıştı. 17/25 Aralık’tan sonra dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve bakan çocuklarının görüntüleri ve telefon kayıtları dinlettirilmeye başladı. O andan itibaren, şifreli şekilde konuşma yoluna gidildi. Bu arada Cemaatçi polisler, emniyetteki 300 kişilik Cemaatçi listesinin ele geçirilmesi için çalışmalar yaptı.

Bu hengâme içinde eşiyle arası bozuldu ve ayrılma eşiğine geldiler. Nihayet ayrılma prosedürünü Cemaat işletti. Cemaat, E. Y. A’dan değil, polis eşinden olmuştu. Bu nedenle E. Y. A, Cemaat’in dayattığı şartlarda ayrılmak zorunda kaldı. Tek çocuklarının velayetinin eşine verilmesini kabul etmek zorunda kaldı.

‘Abiler’ emredince ‘ablalar’ susacaktı.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/cemaatteki-kozmik-kadinlarin-gorevi-neydi-40192315

[Edited at 2016-08-14 16:18 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"Göreve hazırız!" Aug 14, 2016

--Alıntı--

Haberleştiren: Kiymet Sezer
14 Ağustos 2016 Saat:04:00
Yeni Şafak

FETÖ’nün çeşitli işkenceler ve disiplin suçlarıyla TSK’dan uzaklaştırdığı askeri öğrenciler, çağrıldıkları takdirde göreve hazır olduklarını söylüyor. Ordudan ayrıldıktan sonra sosyal hayata uyum sağlamakta ve iş bulmakta zorlanan öğrenciler "15 Temmuz aklandığımız gündür; kimin hain olduğu ortaya çıktı” diyor.

Sayıları 3 bine yaklaşan, 20 ila 33 yaşları arasındaki gençler küçük yaşta tanıştı FETÖ terörüyle. Askeri okullarda türlü eziyetler yaşadılar ve kimseyi inandıramadılar yaşadıklarına. Hayata tekrar başlamak zorunda kaldılar. Bu sefer milyarlarca liralık bir maddi yükle birlikte. Borçlarını ödemek için muavinlik garsonluk yaptılar. Ta ki 15 Temmuz gecesine kadar. Onlar onurlarını ve toplum nezdindeki itibarlarını yıllar sonra geri kazandılar. Şimdi aynı iade-i itibarı devletten bekliyorlar. Bir de kendilerine tüm bunları yaşatanlardan hesap sorulmasını. Temizlenmiş bir orduya geri dönerek hayallerine kaldığı yerden devam etmek istiyorlar. "İstenirse emre amadeyiz" diyorlar.

RAHAT BIRAKMAYACAĞIZ DEDİLER
Murat Can Barbaros: Ben Kara Harp Okulu'ndan ayrılmak zorunda bırakıldım. Maltepe Askeri Lisesi'ni bitirip Harp Okulu Nizamiyesinden içeriye adım attığım andan itibaren bahsedilen tüm işkencelere birebir maruz kaldım. O zaman üstteğmendi, Mahmut Karakullukçu tarafından darp edildim, sıcak altında bekletildim, tuvaletin içerisinde şınav çektirildim. Uzman Psikolog subaya yaşadıklarımı tüm açıklığıyla anlattım. Tıbbi yemin etmiştir, doğruyu yazar dedim ama yanılmışım. Raporunda, 'öğrenci kendini asker olmaya uygun hissetmiyor, dışarıda daha başarılı olacağını düşünüyor' tarzı şeyler yazıyordu. TSK komuta kademesine kadar hakkımı aramaya çalıştım, çeşitli şikayet dilekçeleri yazdım. Benim dilekçelerimi yırtıp attılar gözümün önünde. Bana zaten gideceğimi, Menteş kampını bir şekilde bitirirsem Harp Okulu'ndan ayıracaklarını, Harp Okulu'nu bir şekilde bitirirsem mezun olduktan sonra bütün görev hayatım boyunca bana huzur vermeyeceklerini söylediler. Çağırsalar dönmek ister miyim? Tabiki isterim. O benim 13 yaşında girdiğim çocukluk hayalimdi. Ama oraya dönmem için oranın dürüstlüğüne, temizliğine kesinlikle inanmış olmam gerekiyor. Kendimi, ailemi, şerefimi oraya tekrar emanet edebilmem için haklarımızın iade edilmiş olması ve içeride de o vatan hainlerinden hiçbirinin kalmamış olduğuna inanmam gerekiyor.

İŞ GÖRÜŞMELERİMİZ NORMAL GEÇMİYOR
Göker Debağoğlu: 2002 yılında Hava Harp Okulu'na girdim. İlk yıl hiçbir problem yaşamadık. Ama ikinci sınıfa geçtiğimizde komutanımız değişti, her şey değişti. İncirlik Hava Üssü'nün Türk komutanı Tuğgeneral Bekir Ercan Van, vatana ihanetten tutuklandı. O zaman binbaşıydı ve filo komutanımız olarak ikinci sınıfta geldi. Kol komutanları da değişti. Disiplin puanları hızla düşmeye başladı. Ben 3. Sınıfa 86 disiplin puanıyla başladım, atıldığımda, ki bu bir haftada oldu, eksi 168 falandı hesaplayabildiğim. Yüksek Disiplin Kurulu'na çıktım, ilişiğim kesildi. Disiplin Kurulu'nda beni sorgulayan da Bekir Ercan Van'dı. Hayalim F16 pilotu olmaktı. Üçüncü sınıfın sonunda atıldım. Şuan elektrik elektronik mühendisiyim. İş görüşmelerimiz normal geçmez bizim. Neden ordudan atıldınız, neden ayrıldınız, sürekli bir elenme durumu. İnanın 15 görüşmeye gidip sadece birinden bir şey çıkarabiliyorsunuz.

Kötü bir damga gibiydi
Sercan Akyıldız: 2009-2010 yıllarında Kara Harp Okulu'nda kaldım. Şok mangası mağdurlarındanım. Disiplin puanınız bir anda düşüyor, bir-iki hafta içerisinde 120 olan disiplin puanım 20'ye kadar indi. 'Ya atılacaksın ya da ayrıl' dediler. Ben ayrılmayı seçtim. Endüstri mühendisiyim şuanda. İstanbul Üniversitesi mezunuyum. İade-i itibarımızı istiyoruz. Bütün iş mülakatlarında sıkıntıyı yaşıyoruz. Bu bizde damga gibiydi 15 Temmuz'a kadar. Bugün haklılığımız ortaya çıktı. Bizim rütbelerimizi alanlar, şuanda sıralı komutanlarım, tuğgeneralden tutun, okul komutanımdan takım komutanıma kadar hepsi şuanda ya gözaltında ya firari durumda.

Aklandığımız gün 15 Temmuz'dur

Ümit Berkan Kılıç: Anadolu Lisesi'nden mezun olduktan sonra, 2010'da Kara Harp Okulu'na girdim. 4 sene boyunca sistematik ve bilinçli bir şekilde ben ve benim gibi seçilmiş olan arkadaşlarım fiziksel ve psikolojik işkencelere maruz kaldık. Okuldan ayrılmak zorunda kaldık. İzne geldiğimde mahalledeki komşular bana 'komutan nasılsın hoş geldin' diye seslenirlerdi, ayrıldıktan sonra bu değişti tabi, 'kesin yüz kızartıcı bir şeyi var' diye bakıyorlardı. Oradan ayrıldıysanız siz suçlusunuzdur. 15 Temmuz gecesi itibarımızı halk nezdinde kazandık. Şimdi bunu devletimiz nezdinde istiyoruz. Çünkü devlet baki olandır. Birçok kişi dönmeyi istiyor. Buradaki bütün arkadaşımız devletinin milletinin emrinde olan pırıl pırıl, vatansever insanlar.

AYRI GÖZLE BAKIYORLARDI
Bilal Canöz: Ben disiplin gerekçesiyle çıkarıldım. Şuan Endüstri Mühendisiyim. 4 yıldır aktif olarak çalışıyorum. Biz ordudan ayrıldık, sosyal hayata adapte olmak konusunda çok sıkıntılar yaşadık. Onun dışında bundan yaklaşık 90 bin lira bir rakam tazminat tutarı geldi. Bu tazminatı ödeyebilmek için hepimiz çalıştık. Ordudan atılmak yüz kızartıcı bir suçtur. İş görüşmelerine gittik, niye atıldın diye sorulurdu, çoğunlukla reddettiler bizi. Üniversite hocalarımız bizlere ayrı bir gözle baktı. Aklandığımız tarihtir 15 Temmuz.

Orduya tekrar dönmek istiyorum

Metehan Kutlusan: 2008 yılında Maltepe Askeri Lisesini kazandım, 2012 yılında mezun olup Kara Harp Okulu'na gittim. Benim başıma gelenler 2011 yılından itibaren başladı. Liseye başladığımızda komutanlarımız, örnek alınacak iyi subaylardı. Daha sonra okulun yapısı çok bariz bir şekilde bozulmaya başladı. Kurmay subaylar okula gelmeye başladı. Bunu müteakiben okuldaki bazı öğrencilere bakış açısı değişti bu komutanların. Ayrılma ve atılma sayıları artmaya başladı. Ben o günlere kadar disiplin puanımı korumuş, derslerinde başarılı bir öğrenciyken, son sınıfımda her şey değişti. Büyük disiplin puanı düşüşleri yaşadım. Buna rağmen Maltepe Askeri Lisesi'ni 7'ncilikle bitirdim. Kara Harp Okulu'na geçiş yaptım. Menteş'te intibak kampında türlü işkencelere maruz bırakıldık. Kamp bitti psikolojik işkenceler başladı. 2013 Ocak'ta ayrılmak zorunda bırakıldım. Okuldan ayrıldıktan sonra ailemle maddi olarak büyük çöküşler yaşadık. Üniversite sınavına 3 ay kalmıştı ve girmek zorundaydım. ODTÜ'yü kazandım. Şuanda Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okuyorum. Orduya kesinlikle dönmek istiyorum. Bana fırsat verirlerse sonuna kadar mücadele etmeye hazırım. Ve benim gibi yüzlerce, binlerce arkadaşım aynı düşüncede.

F-16 pilotluğu için şansımı deneyeceğim

H.K: 2006 Işıklar Askeri Lisesi girişliyim. Okulumuz Maltepe Askeri Lisesi'ne devrolduktan sonra 3 sene de orada okudum. 2011'de Kara Harp Okuluna girdim. Girdiğim ilk günden itibaren de eziyet gördüm. Sıralı amirlerimin hepsi terörist çıktı. Takım komutanım Özkan Özgenç, Bölük komutanım Serkan Polat, Tabur komutanım Ömer Faruk Özkese, Alay komutanım Ali Salnur, dekanımız Oğuz Serhat Habiboğlu. Şimdi hepsi tutuklu ve ihraç edildi. Hepsi beni mağdur etti. Onların doldurttukları raporlar, kıta anket formlarıyla sık sık GATA'ya gittim. Psikiyatri raporuyla ilişiğim kesildi. Üstteğmen İbrahim Emre Uyanık, 2012 yılında beni kendi özel aracıyla GATA'ya götürdü. Doktor istediği raporu vermeyince de birini arayıp “Abi, raporu alamadık ne yapacağız” dedi. 2013 Mayıs ayında o zaman korgeneral şimdi Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral, okula gelmişti SUTASAK'ların, 6 aylık eğitim görmüş subay adaylarının mezuniyet törenine, kafama koydum, önünü keseceğim. Ve de kestim, Komutanım dedim, “Bu okulda çeteler var, örgütler var. Bu okulda bize işkence ediyorlar, bu okuldan bizi atıyorlar. Bize sahip çıkın”. Tören sonrasında seninle görüşeceğim dedi. Ama o salona girdi oradaki herkes benim üzerime çullandı. Öyle bir dövdüler ki. Görüşemedim. Ve beni attılar. Şimdi memuriyetteyim. Ben karacıydım, helikopter pilotu olmak istiyordum. Şimdi eğer söylenen düzenlemeler yapılırsa Hava Kuvvetleri'nde F-16 pilotu olarak görev almak isterim.

Kaynak: http://www.yenisafak.com/gundem/goreve-haziriz-2510912

[Edited at 2016-08-14 08:16 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"61. sıradaki Gülen'in askeri için 60 albaya kıyıldı" Aug 14, 2016

--Alıntı--


14.08.2016 10:33
ODA TV

Deniz Kuvvetleri Komutanı olması beklenirken Cemaat kumpaslarıyla tutuklanan emekli koramiral Kadir Sağdıç, “61. sırada terfi bekleyen Gülen’in askeri için 60 albayı kumpasla attılar” dedi.

Cemaat tarafından Balyoz, Kafes Eylem Planı ve Amirallere Suikast kumpasları ile tutuklanan Emekli Koramiral Kadir Sağdıç darbe girişimi sürecine nasıl gelindiğini Akşam’dan Ercan Öztürk’e anlattı. 2011 ile 2014 yılları arasında tasfiye edilen askerlerin yerine Cemaatçilerin kritik görevlere getirildiğini belirten Sağdıç, "Çünkü Genelkurmay Başkanının kriterleri vardı! Bunun alnında ya da nüfus cüzdanında Fetullahçı yazması lazım. Bu varsa delildir o zaman terfi ettirmeyiz. Olmadığı sürece yargısız infaz olur. Göz göre göre TSK'ya yerleştiler" dedi.

İşte Kadir Sağdıç’ın açıklamaları:

TOPRAKTAN ÇIKAN BOMBALAR İKİ GÜNLÜK GAZETEYE SARILIYDI

“Bize gelene kadar adım adım ilerlediler. Önce sivillerle başladılar. Daha sonra emekli komutanların ismi geçmeye başladı. 2008 yılı itibariyle Genelkurmay Başkanın değişmesiyle sonra yeni bir dönem olarak değerlendirdiler. Daha sonra muvazzaf askerlere gelmeye başladılar. Daha o dönemde bunun kumpas olduğu emareleri vardı. 7 Ocak’ta emekli bir emniyetçinin evinde arama yapıyorsunuz. Orada notlar çıkıyor. Daha sonra 9 Ocak’ta Gölbaşı ve 11 Ocak’ta Zir Vadisi’nde bir şeyler buluyorsunuz. Bulunan bombalar iki gün önceki gazeteler tarafından paketlenmişti. Sözde bunlar aylar öncesinden gömülüydü. Gömülerden ne çıkacağı daha kazı yapılmadan FETÖ kanallarından ilan edildi. Kumpas apaçıktı.

AYNI DELİL ÜÇ AYRI YERE GÖMDÜLER


“Bir sis kutusu var. Halen kritik delillerden birisidir. Sis kutusu karanlık mahkemelerin karanlık hakimleri tarafından yok edilse de video kayıtlarında sabit. ‘Yüzer gezer cephane diyoruz’ biz ona. Onu Zir Vadisine gömmüş, çıkarmış Gölbaşına da gömmüş, çıkartmış oradan da Poyrazköy’e gömmüş. Bu sis kutusunun kaydı değiştirilemiyor. Üç tutanakta da geçiyor. İlk Kumpas mağdurlarından Mustafa Dönmez yargılanırken ‘Bana üç tane sis kutusu bulun bütün suçlamaları kabul edeceğim. Hatta müebbet yatacağım ”dedi. Ama bulmaları imkansızdı. Çünkü 3 tane sis kutusu yoktu, aynı kutu oradan oraya götürülmüş. Bu delilleri polis içerisindeki FETÖ çetesi oraya gömmüş. FETÖ artık bahriyeye geliyordu. Pırıl pırıl çocuklarımızla ilgili iddialar ortaya atıldı. Sözde kuvvet komutanlarına suikast yapacaklarmış.”

ERDOĞAN’I VE ETRAFINDAKİ BAKANLARI KORKUTTULAR

Medyayı baskı altına alarak adım adım ilerlediler. Bu sırada siyaseti de ürküterek bunu yaptılar o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ı ve onun etrafındaki bakanlara uydurdukları senaryolarla ‘sizi öldürecekler’ diye korku saldılar. Erdoğan önüne konulan belgeler ve iddialara inanmak zorunda kaldı.

GENELKURMAY BAŞKANININ FETÖ KRİTERİ VARDI!

2011 ile 2014 yılları arasında bunlar vatansever askerleri tasfiye edip FETÖ'cülerin kritik yerlere geldiğini gördük. Murat Bilgel'in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sıradan gitti, Bülent Bostanoğlu'nda da adam kalmadığı için onda da devam etti. Çünkü Genelkurmay Başkanı kriterini koymuş! Bunun alnında Fetullahçı ya da nüfus kağıdında Fetullahçı yazması lazım. Bu varsa delildir, o zaman terfi ettirmeyiz. Olmadığı sürece yargısız infaz gibi olur. Olmadığı sürece biz bunların terfisin devam ettirelim yanılgısı içine düştüler. Göz göre göre bunlar TSK içine yerleşti."

DÖNEMİN KOMUTANLARI ADİL YARGILANACAĞIMIZI UMDU

O dönemin komutanları adil yargı olacağını ummuşlardı. Onlara göre TSK’ya bir itham vardı çıkıp yargılanıp beraat etmek en uygun hal tarzıydı. Herkes ‘Yargılansınlar aklanırlar’ yanılgısıyla bu olaya baktı. Biz diğer devlet memurları gibi değiliz. Bir gün bile tutuklu kalsak bu terfiimizi engelliyor. Suçsuzluğumuzun yıllar sonra ortaya çıkacağı aşikardı, ama o arada geçen zaman içinde bir çok general, amiral ve kritik subay kadroları boşaltılacak yerlerine FETÖ kadroları yerleştirilecekti.

FETÖCÜLER DEŞİFRE OLMAK ÜZEREYDİ

Fetullahcı denizcilerle ilgili ön tespitler vardı. Deniz Kuvvetleri cemaat yapılanmasının en az olduğu kurum olarak kabul edebiliriz. FETÖ mensupları geçmiş yıllarda az sayıdaydılar. Bunlarla ilgili ön tespitler yapılmış, deşifre olmak üzereydiler. Somut bilgiler vardı. Sınırlı bilgi olmasına rağmen kimin FETÖ’cü olduğu belirlenmişti. Ama ısrarla 15 Temmuz 2016’ya kadar bu kadrolar ellenmedi. Nedenlerinde başta son 5-6 yıl içindeki Yüksek Askeri Şuralar ile Devlet kadrolarındaki bir çok kurumun ihmali ve suçu var. Balyoz sürecinde TSK içerisinde tasfiye edilen 360 kişinin yarısı bahriyeli. Neden en çok bizden tasfiye yaptıkları ise ortadaydı. FETÖ çetesinin bizim içimizde az sayıda adamı vardı bunu arttırmalıydılar. Ayrıca, ortak üst akılları Dünyayı şekillendirirken Deniz Kuvvetlerinin paralize edilmesini istiyordu, zira Türk Deniz Kuvvetleri Dünya egemenlerinin istediğini değil Milli Çıkarlarımızın gereklerini yapıyordu. FETÖ adamlarının terfi alması için adeta sayı belirlediler. Örneğin kendi adamlarını Amiral yapacaklar ama onun önünde Deniz Kuvvetlerinde iyi pozisyonda 60 albay var. İşte bu 60 albayı bir şekilde tasfiye edip kendi adamlarına yer açtılar. 2011’de 20, 2012 20, 2013 yılında da 20 albayı balyoz sürecinde götürdüler. Kendi adamları altmışlı sıralarda terfi bekliyorlardı. 61. sıradaki FETÖ'cüt albay için 60 albaya kıydılar.

IŞIK KOŞANER İSTİFA ETTİ AMA…

Bu süreçte arkamızda sıkı duran olamadı. Işık Koşaner istifa etti ama kumpaslarla ilgili kamuoyunu tatmin edecek somut örnekleri ile bir bildirimde, aydınlatmada bulunmadı. O günkü istifa yazısına bakarsanız da görürsünüz. Bunun yerine ‘Göre göre TSK’ya karşı bir yıpratma süreci var. Türkiye bunu haketmiyor’ diyebilir di. Işık Koşaner’den sonra gerçek istifayı Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner’de görüyoruz. Kendisinin Kuvvet komutanlığına 2-3 ay kala sayıları 2000’lere yaklaşan Kumpas mağdurları ve TSK’ne yapılanlara göz yumulduğu için istifasıyla olayı tüm Türkiye’ye ve Dünyaya duyurmaya çalıştı. Düşünün çete üyeleri istenilen yerlere yerleşmesi için yaklaşık 1600 kişi tasfiye edildi. Koramairal Atilla Kezek ve diğer 3 Amiralimiz de aynı gerekçelerle istifa ettiler.

METİN ATAÇ TEREDÜTLÜ İFADE VERDİ

Amirallere Suikast kumpasında komutanlar dinlendi. O dönem Deniz Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Eşref Uğur Yiğit arkamızda durarak “Bırakın suikastı bu çocuklar bize suikast yapılacağını bilseler kendilerini siper ederler” diyerek çocuklara sahip çıktı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Ataç ise “Ben bilmiyorum ki, acaba karargahta olabilir mi’ gibi tereddütlü ifade verdi.

HALİSDEMİR VE TATAR’IN HEYKELİ DİKİLMELİ

Ali Tatar ve 15 Temmuz’daki kahraman Ömer Halis Demir astsubayımız. Bunlar ayrı insanlarımız. Bunlar gerçekten Türkiyeyi aydınlığa çıkartacak insanlardı. Aynen Atatürk’ün Çanakkale’de Anafartalar’da gözünü kırpmadan ölüme giden askerleri gibiydiler, aynen İzmir’deki İlk Kurşun gibiydiler. Ali Tatar ile Ömer Halis Demir ruh ikizidir. Ömer Halis Demir öleceğini bilerek 15 Temmuz’da bulunduğu makamı çetecilere teslim etmek istemiyor. ‘Ben TSK’nin şerefli bir askeriyim’ diyerek silahını çekip darbeci askeri alnından vuruyor. 30 saniye sonra da öleceğini biliyor çocuk. Bunların heykellerinin anlamını gelecek nesiller çok iyi bilecek. Bu çocukların isimleri okullarda, kütüphanelerde tarih boyunca ölümsüzleşerek kalacak. Bunları saygıyla anıyorum.

GÜÇLÜ DURURSAK NE ABD’Yİ NE DE AB’Nİ YANIMIZA ALMAMIZ GEREKMEZ

Amerika’nın bu işin içinde olduğu bellidir. Güçlü durabilirsek ne ABD’ye ne de AB’ye haklılığımızı kanıtlamak için ihtiyacımız olmaz. 15 Temmuz akşamı daha burada hareket olmadan Amerika’daki yayınlarda ‘Darbe yapılıyor’ denilmeye başlanmış. Graham Fuller ve Henri Barkey bu coğrafyaya 20-30 yıl süresince hüküm sürmüşlerdir. Hindikuş’tan Balkanlara kadar bu coğrafyayı avuçlarının içi gibi biliyorlar. Bugüne kadar Türk yönetimini parmağının ucunda oynatmayı kendilerince alışkanlık haline getirmişler. Bu iki isim de 14-15 Temmuz günü İstanbul’daydı. Bu tesadüf olamaz. Görüyorsunuz kimler birlikte hareket ediyorlar. Bütün bunlar dış destek olmadan yapılamaz.

Kaynak: http://odatv.com/61.-siradaki-gulenin-askeri-icin-60-albaya-kiyildi-1408161200.html


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"Abant toplantılarına katılan gazetecilere rüşvet verildi" Aug 14, 2016

--Alıntı--

ODA TV 14.08.2016 11:55

Bir dönem Fethullah Gülen'in sağ kolu olan Nurettin Veren, "Cemaatin toplantılarına katılan gazetecilere 2'şer 3'er bin dolar rüşvet verilirdi" dedi.

"Abant toplantılarına katılan gazetecilere rüşvet verildi" diyen Nurettin Veren, Cemaat’in Abant Toplantıları'ndan çıkan sonuç bildirgelerinin de Fethullah Gülen'in görüşlerini yansıtacak şekilde oluşturulduğunu ileri sürdü.

Mehmet Altan, Ahmet İnsel, Nuray Mert, Aydın Engin, Nilüfer Göle, Ceyda Karan, Baskın Oran, Murat Belge, Asaf Savaş Akat, Cengiz Çandar, Ergun Babahan, Ömer Laçiner, Nazlı Ilıcak, Etyen Mahçupyan, Cengiz Aktar, Fuat Keyman, Eser Karakaş, Rober Koptaş, Oral Çalışlar, Tarhan Erdem ve Gülden Aydın, Cemaat’in Abant toplantılarına katılan gazeteci ve yazarlardan bazıları.

İşte o programdan görüntüler: http://odatv.com/vid_video.php?id=8E6D4

Kaynak: http://odatv.com/abant-toplantilarina-katilan-gazetecilere-rusvet-verildi-1408161200.html

[Edited at 2016-08-14 10:03 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"İtirafçı general: Adil Öksüz 6 gün darbe planı yaptı" Aug 14, 2016

--Alıntı--

Taylan YILDIRIM/İZMİR, (DHA)14 Ağustos 2016 - 12:16 Son Güncelleme : 14 Ağustos 2016 - 12:25

Darbe girişiminin ardından FETÖ üyelerine yönelik operasyonlarda tutuklanan askerlerin ifadeleri, 15 Temmuz darbe girişiminde karanlıkta kalana noktaları tek tek aydınlatıyor. Örgüte yönelik önemli operasyonların yapıldığı İzmir’de tutuklanan bir general, Adil Öksüz ile ilgili flaş itiraflarda bulundu.

İtirafçı generalin ifadelerinden, FETÖ’nün ’Hava Kuvvetleri imamı’ ve 15 Temmuz kalkışmasını yöneten ’1 numara’ olduğu iddia edilen Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz’ün, darbe girişiminden önce 3 gün FETÖ imamlarıyla, 3 gün de generallerle toplantılar yapıp darbe planları hazırladığı belirlendi. Bu planların Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz tarafından ABD’ye götürüldüğü, 15 Temmuz’dan 2 gün önce Fethullah Gülen’in onaylamasıyla da hayata geçirildiği saptandı.

15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından, Türkiye’nin hemen her kentinde Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik asker ve polisler başta olmak üzere her kesimdeki kişilere peş peşe operasyonlar yapıldı. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ile Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin operasyonlarıyla İzmir de, FETÖ’yle mücadelede en önemli kentlerden birisi durumuna geldi. İzmir’de, gözaltına alınan özellikle üst rütbeli askerlerin darbeye ilişkin ifadeleri, itirafları önemli ayrıntıları ortaya çıkardı.

'DARBE PLANLARI, PENSİLVANYA’DA ONAYLANDI'

Tutuklanan askerlerden itirafçı olan bir general ile farklı rütbedeki askerlerin anlattıkları, 15 Temmuz darbe girişimi öncesindeki sürece ilişkin önemli noktaları aydınlattı. Darbenin bir numarası olarak da kabul edilen, Akıncı Üssü’nde yakalanan, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz’ün, iki günlük ABD ziyaretinin sırrını da ortaya çıkardı.

Polisin belirlemelerine göre ’Hava Kuvvetleri imamı’ olan Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz, 15 Temmuz’dan önce Ankara’da belirlediği adreslerde ilk olarak FETÖ’nün asker ve polisteki imamlarıyla toplantılar yaptı. Bu toplantılardan ortaya çıkan taslak planlara, FETÖ üyesi generallerle son halini verdi.

Hemen her ildeki darbe yapılanmasında görev alacakların isim isim belirlenmesinden sonra da Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz bu planları yine polisin tespitlerine göre 11 Temmuz günü ABD’ye götürdü. Pensilvanya’da bulunan Fethullah Gülen’in, örgüt lideri olarak darbe planlarını inceleyip onaylamasından sonra da Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz bu kez 13 Temmuz tarihinde tekrar Türkiye’ye göndü. Bundan iki gün sonra 15 Temmuz ’da, FETÖ üyelerinin darbe teşebbüsü yaşandı.


TOPLANTILARA KATILAN GENERAL SÜRECİ ANLATTI

İzmir’de anlatımlarıyla tüm sürecin çözülmesine neden olan itirafçı general, 8 Temmuz’da Ankara’ya çağırıldığını anlattı. Burada MİT, polis jandarmadan sorumlu imamlarla buluştuğunu söyleyen itirafçı general, götürüldüğü villada da darbenin planlarının yapıldığını gördüğünü anlattı. Bu çalışmaların 3 gün sürdüğü bilgisini veren general şöyle dedi:

"Tüm yapılan planları Adil Öksüz aldı, ’Ben bu planları Amerika’ya onay için hoca efendiye götürüyorum’ dedi. Ardından ben İzmir’e döndüm. Öksüz’ün 13 Temmuz’da ABD’den döndüğünü öğrendim. 15 Temmuz’da sorumlu imam benimle saat 18.00’de görüşmek istedi. Yanımda 2 albay da vardı. ’Darbe bu gece yapılacak’ dedi. Gece saatlerinde ismini verdiği bir komutanın arayacağını ve neler yapacaklarımızın talimatını vereceğini söyledi."

General, darbe planlarının Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz önderliğinde çok sayıda generalle birlikte yapıldığını vurgulayıp, planların Fethullah Gülen’in onayı alındıktan sonra uygulandığını da ifade etti.

HER BİRİM KOORDİNE İÇİNDE ARAŞTIRIYOR

Darbenin bastırılmasından sonra Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz’ün kim ya da kimlerin yardımıyla kaçtığı ve halen nerede bulunduğunu MİT ile polis istihbarat dahil her birim araştırıyor. Ortaya çıkan bu gerçekler sonrasında, İzmir’deki darbe soruşturmasının da bir numaralı sanığı Fethullah Gülen oldu.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/itirafci-general-adil-oksuz-6-gun-darbe-plani-yapti-40193392

[Edited at 2016-08-14 10:24 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"Bu girişim FETÖ cuntası tarafından yapıldı" Aug 14, 2016

--Alıntı--

ODA TV 14.08.2016 15:43


Darbe girişimi gecesi İstanbul’da olan Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu, darbecilerin elinden kurtulmak için 9 saat süreyle sokaklarda dolaştığını ve İSPARK otoparkında yattığını açıkladı.

Bostanoğlu, olay gecesi Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’ı arayarak, "Bu girişim, FETÖ cuntası tarafından yapıldı" dediğini de söyledi.

Sözcü’den Asuman Aranca 15 Temmuz gecesi rehin alınmayan tek kuvvet komutanı olan Oramiral Bostanoğlu'nın savcılık ifadesine ulaştı. Bostanoğlu 6 sayfalık ifadesinde şunları söyledi:

DÜĞÜNE KATILDIM

15 Temmuz gecesi İstanbul'da bir dostumun düğünü için saat 19.00 sıralarında Çınar Otel'e gittim. Saat 22.23'te Ankara'dan Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanvekili Tümamiral Macit Aslan aradı ve olağandışı hareketlenme olduğunu söyledi. Saat 22.35 civarında ailemle birlikte düğünün yapıldığı salonu terk ettik. Kurmay Başkanı Koramiral Serdar Dürger arayarak Lojistik Başkanı Korgeneral Fikret Erbilgin'in derdest edilerek götürüldüğünü söyledi. Sahil Güvenlik Komutanlığı'na ait bir bot ile Ataköy'den Fenerbahçe Orduevi'ne intikal etmeyi planladım. Ancak bot komutanı ‘Ben misafirin emrine girdim' mesajı gönderince vazgeçtim. Bu sırada Emekli Koramiral Atilla Kezek arayarak Tümamiral Aydın Şirin ile Nihat Doğan'ın Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral İbrahim Yıldız ve personelince derdest edilerek Foça dışına götürüldüğünü söyledi.

İSPARK'TA KALDIM


Donanma Komutanı Veysel Kösele dahil birçok görüşmeler yaptıktan sonra araç içinden radyodan cep telefonundan olan biteni anlamaya çalıştım. Florya'da havaalanı yakınında, İspark otoparkında bekledik. Bu bölgede araç yoğunluğu olduğu için yerimizi tespit etmesinler diye otoparkta kaldık. Bazen de aynı bölgesindeki sokaklarda kendimizi takipten korumaya çalıştık. Konu netleşmeye başlayınca, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Şükrü Korlu beni birliğine davet etti. Ancak Yeşilköy'den Kasımpaşa'ya intikal sırasında darbeciler tarafından alınabileceğimi düşünerek bundan vazgeçtim. SAT Komutanı Turan Ecevit de Poyrazköy bölgesinin güvenli olmadığını söyledi. Atak botu Yeşilköy iskelesindeydi ama bunu da emniyetli görmediğim için iskeleye gitmedim. Yeşilköy bölgesinde araç içinde kaldım.

Sinyal bilgilerinden yerimi bulmasınlar diye cep telefonumu da kapattım. Emir subayımın telefonundan seyire geçen gemilerin üslerine dönmesi için talimat verdim.

BAKAN'I ARADIM

Genelkurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanlarından haber alınamaması üzerine saat 01:17'de Milli Savunma Bakanı Fikri Işık'ı aradım Sayın bakana “Komuta kademesi olarak darbe girişimine karşıyız, bu girişim FETÖ cuntası tarafından yapıldı. Ben güvenli bir bölgedeyim' dedim. Daha sonra da kendisiyle görüşerek irtibatta kaldık. Daha sonra CNNTürk'ü aradım ve komuta kademesi olarak bu girişimi kabul etmediğimizi söyledim ve demecim CNNTürk'te yayınlandı. Diğer TV kanalları ve internette de kamuoyuna duyuruldu. Bu açıklamalarım darbe karşıtı TSK personelini ferahlattı.

TERÖRİST SALDIRI

Doğu Akdeniz'de gemide bulunan Filotilla Komadoru Albay Aykar Tekin ile telefonla görüştüm. Gölcük, Foça, Mersin, Ereğli ve Aksaz üslerinden emir komuta hiyerarşisine aykırı olarak ve sözde büyük çaplı terörist saldırı ihbarı ile seyre kaldırılmış, 11 fırkateyn, 8 hücumbot, 5 korvet olmak üzere toplam 24 geminin üslerine dönmesi için direktif verdim. Bu sırada Yavuz fırkateynindeki darbeciler Donanma Komutanı Oramiral Veysel Kösele'yi etkisiz hale getirdiler.

9 SAAT SOKAKLARDAYDIM

O gece kendi telefonumdan toplam 80 dakika emir subayımın telefonundan 77 dakikalık görüşme yaptım. Toplamda 9 saat süreyle mobil halde ya da belirli yerlerde duraklayarak dolaştık. Sabah 06.24'te halen firarda olan Gölcük Ana Üs Komutanı Tuğamiral Hayrettin İmren bana bir mesaj atarak ‘Ben Hayrettin Paşa, ülkem milletim bayrağım şehitlerim için Gölcük'teyim. Görevimin başındayım. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene' dedi.

KARAKOLA SIĞINDIM

Sabah 07.23'de Ataköy Polis Merkezi amirliğine gittik, eskort istedik. Bu sırada Bakırköy İlçe Emniyet Müdürü Murat Çetiner geldi, birlikte Bakırköy'e gittik. Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Ümit Dündar ve Genelkurmay Başkanımız ile de temas kurdum ve o da benim Ankara'ya intikalimi istedi. Saat 12.00 sıralarında Atatürk Havalimanı'na gittik. Burada Sayın Cumhurbaşkanı ile de on dakika görüştüm. Daha sonra özel bir uçağa geçtik ve uçak içinde 4 saat bekledik. Ankara hava sahası güvenli değildi ve havaalanından ayrıldık. 17.00 sıralarında karayolu ile Ankara'ya hareket ettim. Ankara'ya dönünce karargahta gerekli önlemleri aldık darbecilerin etkisiz hale getirilmesi talimatını verdim. Asayişi sağladık.''

Kaynak: http://odatv.com/bu-girisim-feto-cuntasi-tarafindan-yapildi-1408161200.html

[Edited at 2016-08-14 13:41 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"FETÖ'nün 1.000'den fazla markası iptal ediliyor" Aug 14, 2016

--Alıntıdır--

14 Ağustos 2016 Pazar, 11:19:10 Güncelleme: 12:48:42

Türk Patent Enstitüsü, FETÖ’ye ait şirketlerin 1000’den fazla marka tescili başvurusu yaptığını tespit etti. Bu tesciller en kısa sürede iptal edilecek

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) finansal ayağına yönelik operasyonlar devam ederken, örgüte bağlı şirketlerin yaptığı marka tescilleri de mercek altına alındı. Türk Patent Enstitüsü (TPE) tarafından bir dönem FETÖ'ye ait olan şirketlerin tescil ettiği bini aşkın marka tespit edildi. Terörist başı Fetullah Gülen adına marka tescil ettirilen ojeden ruja kadar birçok ürün bulunuyor. Terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'le ilgili tüm marka tescilleri iptal edilecek.

KAYYUMLAR GERİ ÇEKECEK
FETÖ'nün kayyum atanan şirketlerine ait olan markalar arasında en dikkat çekenleri Zaman, Samanyolu, Bugün, Yamanlar, Altınbaşak, FEM gibi isimler. Bu markalara yönelik kayyum tarafından yapılacak 'geri çekme başvurusu' ile birlikte iptal işlemi başlatılabilecek.

KOZMETİK ÜRÜNÜ BİLE VAR
Terör örgütü lideri Fetullah Gülen adına ait de 4 marka tescili bulunuyor. Bunlardan 2'si geçerliliğini yitirdi, ikisi 'yaşayan marka' özelliği taşıyor. İki başvuruyu da Kaynak Holding'e bağlı Çağlayan Basım Yayın tarafından yapmıştı. İlki 22 Nisan 2003'te, ikincisi de 1 Eylül 2004'te karara bağlanmıştı. Bu işlemlerle birlikte Fetullah Gülen adının; fotokopi makinesi, orkestra hizmetleri, uydu anteni, skorbord, oje, ruj, duş jeli, sabun gibi birçok alanda tescillendiği öğrenildi. Her iki marka ile ilgili adli süreç başlatıldı. Mahkemeden çıkacak karar sonucunda terörist başına ait markalar iptal edilecek.

15 TEMMUZ İÇİN İKİ BAŞVURU
Darbe girişimi sonrası marka cambazlarının da işbaşında olduğu öğrenildi. 15 Temmuz adına marka tescil yaptırmak için 12 başvuru yapıldığı belirtildi. Ancak 15 Temmuz adı ortak değer olarak tanımlanacağı için Türk Patent Enstitüsü tarafından marka tescili yapılmayacak.

1. kaynak:SABAH
2. kaynak: http://www.haberturk.com/gundem/haber/1281841-bakanlar-kurulu-yarin-cumhurbaskanligi-kulliyesinde-toplanacak

[Edited at 2016-08-14 13:52 GMT]


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"_'Fetullah İletişim'in sahibi çıktı" Aug 14, 2016

--Alıntı--

Hürriyet Haber 14 Ağustos 2016 - 18:28Son Güncelleme : 14 Ağustos 2016 - 18:32


FETÖ/PDY’nin finans ayağına yönelik İstanbul’da düzenlenen ’himmet’ operasyonunda gözaltına alınan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sonra yurt dışına kaçan işadamı Abdullah Büyük’ün gözaltına alındığı operasyonla ilgili yeni bilgilere ulaşıldı. Kaçtığı Bulgaristan’dan sığınma talebi redddedilerek Türkiye’ye iade edilen Büyük’ün emniyetteki işlemleri devam ediyor.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri FETÖ/PDY’nin finans ayağıyla ilgili Üsküdar’da faaliyet gösteren İsim Tescil İnternet Teknolojileri şirketi ile ilgili soruşturma başlattı. FETÖ/PDY terör örgütü adına faaliyette bulunarak örgüte finansman ve yeni elemanlar kazandırmak suçlamasıyla gözaltına alınan şüphelilerin bu amaçla haftanın belli günlerinde toplantılar düzenledikleri, polis takibinden kaçmak için cep telefonlarını yanlarına almadıkları belirlendi. Şüphelilerin kurdukları bilişim şirketleriyle kamu kurumlarının veri tabanlarını ele geçirerek elde ettikleri bilgileri FETÖ/PDY terör örgütünün menfaatleri doğrultusunda kullandıkları ve örgüte yakın firmalara çıkar sağladıklarını tespit eden polis, 1 Ağustos 2015’de operasyon düzenledi. Operasyon kapsamında şirket sahibi Abdullah Büyük’ün de aralarında bulunduğu 18 kişi gözaltına alındı.

SERBEST BIRAKILINCA BULGARİSTAN’A KAÇTI

Emniyette işlemleri tamamlanan Abdullah Büyük, tutuklama talebiyle sevk edildiği mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Savcılığın itirazı üzerine tutuklama kararı çıkarıldı ancak Büyük bulunamadı. Büyük’ün Bulgaristan’a kaçtığını belirleyen polis, Adalet Bakanlığı ile iletişime geçerek İnterpol aracılığıyla kırmızı bülten çıkarılmasını sağladı. Bulgaristan hükümeti tarafından sığınma hakkı kabul edilmeyen Abdullah Büyük, 1 yıl sonra 10 Ağustos günü Edirne Emniyet Müdürlüğü ekiplerine teslim edildi. Büyük, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirilerek sorguya alındı.


FETULLAH BİLİŞİM SİSTEMLERİ’NİN SAHİBİ

Büyük’ün Fetullah Bilişim Sistemleri, İsim Tescil İnternet, İsim Tescil Bilşim ile Fetullah Bilişim Çözümleri şirketlerinin sahibi olduğu öğrenildi. FETÖ/PDY’nin iş adamları yapılanması olan TUSCON’a bağlı faaliyet gösteren 4 şirkete kayyum atandı.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/fetullah-iletisimin-sahibi-cikti-40193807


Direct link Reply with quote
 

Adnan Özdemir  Identity Verified
Türkiye
Local time: 08:15
Üye (2007)
Almanca > Türkçe
+ ...
KONUYU BAŞLATAN
"Gülen için şiirler yazan şair Denizli’de yakalandı" Aug 14, 2016

--Alıntı--

DHAi 14 Ağustos 2016

Denizli'de, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan şair Rıfat Sayar, Karahayıt Mahallesi'ndeki bir otelde yakalandı.

Karahayıt Jandarma Karakol Komutanlığı ekipleri, otel kayıtlarından FETÖ/PDY soruşturması kapsamında hakkında biri süre önce yakalama kararı çıkarılan şair Rifat Sayar’ın Karahayıt’ta olduğunu belirledi. Bu sabah, şairin kaldığı otele operasyon düzenlendi. FETÖ PDY’nin elebaşı Fetullah Gülen için yazıp okuduğu şiirlerle tanınan şair Rıfat Sayar gözaltına alındı. Kendine ait kimlikle otele giriş yaptığı belirlenen Sayar jandarmadaki işlemlerinin ardından polise teslim edildi.
Rıfat Sayar’ın kaldığı otelin sahibi H.E. de, Denizli’de işadamlarına yönelik düzenlenen ikinci dalga operasyonda gözaltına alınmıştı.
Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/gulen-icin-siirler-yazan-sair-denizlide-yakalandi-1352010/
___________
ADO_YORUM: Vay bee, böyle şairler de varmış haaa

[Edited at 2016-08-14 21:03 GMT]


Direct link Reply with quote
 
Konudaki sayfalar:   < [1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28] >


To report site rules violations or get help, contact a site moderator:


You can also contact site staff by submitting a support request »

UYARI: Dikkat Scam

Advanced search


Translation news in Türkiye





Protemos translation business management system
Create your account in minutes, and start working! 3-month trial for agencies, and free for freelancers!

The system lets you keep client/vendor database, with contacts and rates, manage projects and assign jobs to vendors, issue invoices, track payments, store and manage project files, generate business reports on turnover profit per client/manager etc.

More info »
Anycount & Translation Office 3000
Translation Office 3000

Translation Office 3000 is an advanced accounting tool for freelance translators and small agencies. TO3000 easily and seamlessly integrates with the business life of professional freelance translators.

More info »



Forums
  • All of ProZ.com
  • Terim arama
  • İşler
  • Forumlar
  • Multiple search